Hareket Adamı Fikret Özdemir

Fikret ağabeyimi yirmi yılı aşkın süredir tanıyorum. İstanbul’a 1995’te geldikten sonra daha yakından tanışmamız gerçekleşti. Kendisi bizden önce Malatya İmam-Hatip Lisesi mezunuydu. O zamandan hatıramda kalan onu okul tiyatrolarda seyretmemizdi, o dönemde yakın tanışmamız gerçekleşmemişti. Ama zihnimde canlandırdığımda çok hareketli ve yerinde duramayan bir kişiliği vardı.

Babası Çemişkezekliydi, ama kendisi doğma büyüme Malatyalıydı. Zaten çevresinde de Malatyalı olarak bilinirdi. İmam-Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı ve oradan mezun oldu. Hukuk Fakültesi’nde okurken kardeşlerinin gelinlik imalatında çalıştı. Hem çalışıp hem de üniversitesine devam eden öğrencilerden biriydi. Mezun olduktan sonra avukatlık yetkisini de aldı ve bir süre avukatlık da yaptı. İstanbul Fatih’te bulunan gelinlik dükkanlarını birkaç kez ziyaret etmiştim. Orada da hem çalışıp hem de yanındakilerle fikri müzakereler yapıyordu. Olayları düşünen, sorgulayan ve muhakeme eden bir şahsiyetti. Hukuk mezunu olması hasebiyle de muhakemesi oldukça güçlüydü. Çünkü muhakeme gücü insana olayları derinden tahlil ve nüfuz edebilme kabiliyeti kazandırır. Bu gücünü çok iyi kullanıyordu. 

Fikret ağabeyin öne çıkan en önemli yönü sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte olması, basın ve kültür alanında var olmasıydı. Uzun süre yayın hayatında kalan ve İslâmî düşüncenin anlaşılması için gayret gösteren, değerli fikir adamı Ali Gümüş’ün çıkarttığı İmza Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Yine 1993’ten itibaren yayın hayatında olan Değişim Dergisi’nde de görev aldı. Ayrıca 1995’te kurulan AKDAV (Aksa Eğitim ve Dayanışma Vakfı)’ın uzun bir süre yönetim kurulu başkanlığını üstlendi. Yine Müslümanlar tarafından kurulan Hukukçular Derneği’nin aktif üyelerinden biri oldu. 

28 Şubat 1997 postmodern darbe sürecinde başörtüsü yasaklanmıştı. Üniversiteler darbenin bu emrine uygun bir şekilde dizayn oluyordu. Bunların başında İstanbul Üniversitesi geliyordu. Rektörlüğe başörtüsü düşmanı Kemal Alemdaroğlu atanmıştı. Onun görevi, eğitim ve öğretim kalitesini iyileştirmek ve ilmi çalışmaları artırmak yerine başörtülü öğrencilerimizi üniversiteden atmaktı. O, bu görevini canla başla yaptı. Müslümanlar da bu dışlanmaya ve ibadet hürriyetini yok etmeye yönelik düşmanca tavırlara karşı mücadele etmeye başladı. O zaman Türkiye’de insan haklarını koruma ve savunma amaçlı kurulan Mazlum-Der’in mücadelesinin en önemli kısmı başörtüsü oldu. Hemen çoğunluğu hanımlardan oluşan bir başörtüsü komisyonu kuruldu. Bu komisyonun başkanlığına da Av. Fikret Özdemir getirildi. Fikret ağabey bu görevi seve seve kabul etti. Böylece başörtüsü mücadelesinin öncülerinden biri oldu. Bu komisyonda ben de gönüllüydüm, çoğu kez Fikret ağabeyle birlikte olduk. Üniversitelerde başörtüsü mücadelesi veren kızlarımız Av. Fikret Özdemir ile tanıştılar ve sürekli olarak onu yanlarında buldular.  

Fikret ağabey, 1997’nin Eylül ayında ilk olarak İstanbul Üniversitesi’nde başlayan başörtüsü yasaklarına karşı Sabiha Ünlü, Hasibe Turan, Ahmet Mercan, Ayşe Böhürler, Av. Şadi Çarsancaklı, Av. Macide Göç Türkmen, Av. Şeyma Dövücü, Av. Necip Kibar, Av. Cüneyt Toraman, Av. Ahmet Selamet gibi ilk tepki koyan, öğrencilerin haklarını arayan, zulme uğrayan öğrencilerin tüm emniyet güçlerinin baskılarına karşı yanlarında duran ve hak mücadelesi veren mümtaz şahsiyetlerden biriydi. Hangi üniversitede başörtüsü yasağı uygulanmaya konuluyor, hemen başörtüsü komisyonundan bir heyet oraya gidiyor, açıklamalar da bulunuyor ve kız öğrencilerimize maddi ve manevi desteğini sunuyordu. Bu da kızlarımız için büyük bir moral oluyordu.

Bu komisyon aynı zamanda bütün sivil kuruluşlarımızla toplantılar düzenliyor, bu problemin aşılması için çözüm yolları arıyordu. Gerçekten çok zorlu bir süreçti. Kız öğrencilerimiz bir bir üniversitelerden atılıyor, görev yapan başörtülülerin de görevlerine son veriliyordu. İşte bu süreçte açılan mahkemelerde bütün avukatlarımız canla başla ve gönüllü olarak görev yapıyordu. Çok yönlü yürütülen bu mücadele görevini, Fikret ağabeyin başkanlığındaki başörtüsü komisyonu hep birlikte başarmıştı. Sonradan bu mücadele daha sistemli bir şekilde genişleyerek devam etti.

1999-2000 Öğretim yılında Fikret ağabeyimle yine birlikte olduk. O, Bilim Koleji yönetim kurulu başkanı, biz de muallim idik. Bir yıl boyunca da birçok yerde beraberliklerimiz oldu. Özel öğretim birliklerinde de aktif görevler aldı. Özel öğretimin verimli ve kaliteli hale getirilmesi için birçok adımlar attı.

Okulda iken bir gün müsaittim ve kendisiyle beraber birkaç saat geçirmiştim. Bize anılarını ve kanserle olan mücadelesini anlattı. Evlendikten ve oğlu Ömer olduktan iki yıl sonra kansere yakalanmıştı. Uzun bir süre kanserle mücadele ettiğini ve tedavi sürecinin sürdürdüğünü belirtmişti. Kemoterapi tedavisinden sonra saçlarının ve kaşlarının kılının döküldüğünü, şeklinin korkunçlaştığını ve çocukların kendisinden korktuğunu söylemişti. Bir ara Allah’a canu gönülden çok yalvardım ve “Allahım! Beni iyileştirirsen kalan ömrümü senin yoluna adayacağım.” diye dua ettim, dedi. Hatta bu duadan önce birçok kimseden de helallik aldım, demişti. Bu duam kabul oldu, hamd olsun dedi. O sırada ben, 

“-Ağabeyim, bu mücadelenizi kaleme alsanız ve hayatınızı yazsanız çok iyi olur. Diğer hastalarımız için nasıl mücadele edileceğine dair yaşanmış ve tecrübe edilmiş bir örnek olur. Hatta sinema filmi bile yapılabilir.” dedim. 

“-Ben de yazıyorum.” dedi. Buna çok sevinmiştik. Bazen de yazdıkları müsveddeleri bize getiriyor ve okuyordu. Ama bu yazıları yarım kalmıştı, ömrü tamamlamaya kifayet etmedi. Şahsen ben duası kabul olunduktan sonraki hayatına şahit olanlardan biriyim. Duasında söz verdiği gibi hayatını yaşadı, para pul, makam ve mevki  peşinde koşmadı. Hayatını hep İslâmî mücadeleler ve Müslümanların problemleriyle ilgilenerek, onlara çözüm bulmaya çalışarak geçirdi.

İşte dolu dolu, hareket ve mücadeleyle geçen bu hayat, genç yaşında 18 Eylül 2007’de dünyada sona erdi. Fatih Camii’nden kılınan cenaze namazından sonra İstanbul Eyüp mezarlığına defnedildi. Artık yeni bir hayata, ebedi hayata başlangıç noktasında başlamıştı. Rabbimiz kendisine rahmet etsin, makamı cennet ve ruhu şad olsun. Özellikle oğlu Ömer’e, hanımına, kardeşlerine ve bütün yakınlarına sabır ihsan etsin.

1 comments On Hareket Adamı Fikret Özdemir

  • Allah razi olsun Mehmet bey; ben de Amcami cok ozledim. Kendisi Ozdemir ailesinin ve belki Fatih ilcesinin en onemli aydinlarindan biriydi. Rabbim cennetinde bulustursun. Agziniza saglik hurmetler.

Leave a reply:

Your email address will not be published.

Site Footer